Erdoğan’ın saygıyla selamladığı isyancı kahramanların El Abyad’ı ele geçirmesi üzerine Suriye ordusuyla devam eden çatışmalarda bir top mermisi de Akçakale’ye düştü, 5 yurttaşımız şehit oldu.
Olayın bütününü görmezsek yanılırız:
Önceki gün Associated Pres Ajansı’nın Halep’ten geçtiği bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta isyancıların yerleştirdiği bombanın patlaması sonucu ölen çocuklardan birini kucağını alan baba, hüngür hüngür ağlıyordu. Onu hüngür hüngür ağlatan katiller, Başbakan’ın saygıyla selamladığı kahramanlardı.
Bu kahramanların Suriye’deki gerçek yüzünü görenler, insanların boğazını nasıl diri diri kestiklerini seyredenler, yaptığı katliamları bilenler onlara “katil, çete, eşkıya, vahşi, yamyam, cani” gibi isimler takıyorlar.
Hatta İngiliz gazeteci Robert Fisk de Halep’e gidip orada olan biteni yazdığı makalesinde “Özgür Suriye Ordusu, yabancı çetelerden ibaret” diye ilave ediyordu.
“Başbakanın hararetle selamladığı kahramanlara” elin ecnebisi bile “yabancı çeteler” derken, bu çetelerin içinde Libyalısından Katarlısına, Suudi Arabistanlısından Yemenlisine kadar birçok devlete mensup paralı asker olduğu ayan beyan ortada iken bizimkiler “kahramanlık” edebiyatı yapıyordu.
Hatay’da canlı yayına katılıp “şimdi Suriye’ye savaşa gidiyorum” diyen isyancıyı izleyeli daha bir hafta oldu.
İstanbul’da El Arabia’nın yayınına askeri üniformasıyla katılan isyancı komutanı izleyeli daha birkaç gün oldu.
Türk ambulansları ile sınırın ötesine silah sevkıyatı yapıldığı haberi yayınlanalı daha 1 ay olmadı.
Türkiye, uyguladığı kışkırtıcı politikalarla zaten Suriye ile savaşa girmiş durumda. Suriye açısından da uluslararası hukuk açısından da şu anda Suriye ile savaş halindeyiz.
Bu savaşı başlatan taraf Türkiye’dir.
Bu savaşta “Başbakanın kahramanlarının” Suriye’de akıttığı her damla kan, maalesef Türkiye’ye de ziyadesiyle bulaşmaya başladı.
Dua edelim daha büyük boyutta bulaşmasın.
Türkiye, Meclis’ten çıkan tezkere ile ve ABD’nin dürtüklemesiyle Suriye’ye girme hayalleri kuradursun bu hayalin sonu tam bir facia.
Arkasına Rusya’yı, Çin’i ve İran’ı almış yanmış yıkılmış bir ülkenin can havliyle ne gibi felaketlere yol açabileceğini düşünüyor musunuz?
Türkiye bu tehlikeli süreci, komşunun içişlerine burnunu sokmadan, ambulanslarla silah göndermeden, “büyük abi” rolüyle ve oyun kurucu pozisyonuyla kimsenin burnu kanamadan atlatabilirdi.
Ama bizimkiler “taşeron” olmayı seçtiler.
Tıpkı daha önce Afganistan’da olduğu gibi, Libya’da olduğu gibi, Irak’ta olduğu gibi.
Ve sonuçta “ufukta kan göründü!”
AKP kongresinde “bu millet seninle gurur duyuyor” diye haykıranlar, gurur duymaya devam etsinler.
Duydukları gurur büyük felaketlere gebe.
Zira arkasında kan var.
Muharrem Bayraktar
http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12003218/erdogan-in-kahramanlari/muharrem-bayraktar